İlk sorgu
Dediklerimi anladın mı? Çok güzel, hızlı öğreniyorsun. Yazın da güzel duruyor. Tek kelimeyi bile atlama. En küçük tepkiyi bile ölümsüzleştirmelisin. Eğer duyguları tam olarak aktaramazsan hiçbirimizin burada olmasının bir anlamı kalmaz. Şu dünyada anlamsızlık kadar iğrenç bir şey bulmak çok zor. Eğer anlamsız olursa ne olacağını anladın, değil mi?
Hey! Dur. Hayır! Baksana, ne yaptın? Gözyaşların kâğıdı ıslattı. Oysa o kadar anlam yüklemiştim ona. Tüm her şeyi başlamadan mahvettin. Hayır. İkinci bir şansı hak etmiyorsun. Seyircilerim sana acımadan önce gösteriden ayrılman gerek. Güle güle.
…
Az önceki gibi sen de aynı hatayı yapmazsın, değil mi? Güzel, daha anlayışlı ve sakin duruyorsun. Gerçi biraz önceki yazı stili daha çok hoşuma gitmişti. Eh, yapacak bir şey yok. Bununla idare edeceğiz. Aslında herkese kalem ve kâğıt verip en iyi yazanı seçebiliriz. Hayır, hayır. Kâğıtları boşa harcayamam. Hem bu, senin şansına haksızlık olur. Size başından beri dediğim gibi gösterimizin adı Kusursuz Adalet. Bu durumda size hak ettiğinizden azını ya da fazlasını vermek, gösterimin ruhuna aykırı olur.
Ah, güzel. Seninle konuşmamı bile yazmışsın. İşinde oldukça iyisin; işte bu, Kusursuz Adalet’in ruhuna yakışır bir motivasyon. Sahneyi ve amacımızı tanıtarak girmek güzel olur. Evet, sayın seyirci; bu gösterimiz, gördüğün bu kameralar ve son dakika kararı ile suçlu rollerimizden birinin, yani ikisinin, bu anları ölümsüzleştirecek bir yazmana çevrilmesi ile devam ediyor. Bu odada on bir suçlu, bir yazman, bir hâkim ve bir... bir kişi daha var artık.
Amacımız, buradaki herkesin neden iğrenç ve yaşamayı hak etmeyen insanlar olduğunu sizlere yazılı ve görsel kanıtlar ile göstermek ve onların gerçekten hak ettiği sonu bulmalarını sağlamak. Evet, burada gördüğünüz insanların hepsi düşünebileceğiniz en büyük kötülükleri yaptılar ve bunların sonuçları ile yüzleşmeleri gerek. Dünyanızı bu hâle getiren bu... insanlardan? Bu insanlardan herhangi birine karşı üzüntü hissediyorsanız muhtemelen siz de en az onlar kadar kötü şeyler yapmışsınızdır.
Aklınıza burada nasıl suçlar olduğu gelebilir. Ancak aksiyonu rayında tutmak için bu açıklamaları bizzat onlardan teker teker alacağız ve en düşük suçtan en büyüğüne doğru ilerleyeceğiz. Evet, hızlı bir başlangıç yaparak zaten ilk suçun cezasını verdik. Maalesef bu, sonlara saklayacağım bir suçtu ve suçlunun sözlerini duyamadık. Bu yüzden size onun suçunu ve işlediği suçun öyküsünü anlatacağım. Kendisi söz almadığı ve ismini paylaşmadığı için ismini maalesef sizinle paylaşamayacağım; o yüzden “suçlu” diye hitap edeceğim.
Evet, suçlumuzun gösteri akışını bölmesi de zaten sizin izleme zevkinizi mahvetti. Ona karşı üzülmenizin saçma olacağını varsayıyorum. Neyse... Suçlu bir gün sıradan bir şekilde okula gitmiş ve arkadaşının tuhaf davrandığını fark etmiştir. Tabii başta kendini tutarak yanına gitmemiştir. Ancak sınıfına geçtiğinde, oturmuş yemeğini yerken arkadaşının yanına gelip kafasını sıraya gömdüğünü görünce içindeki o iğrenç duygu ile suçlu, arkadaşının üzüntüsünü gidermek için ona komik olduğunu düşündüğü bir video göstermiştir.
Arkadaşının, videodan önce onun elindeki yiyeceğe baktığını görünce de ona karşılıksız bir sevgi gösterisi olarak yemeğini paylaşmıştır. Evet, yanlış duymadınız; bunu gerçekten yaptı. Ve hatta arkadaşı bu kötülüğe engel olmak istemesine rağmen ısrar etti. Bunu yaptı ve ileride arkadaşının öfkesi ile karşılaştı.
Buradan sonra ona karşı olan bu iğrenç duygusundan kurtuldu. Bu nedenle cezasını hafif atlattı, gördüğünüz gibi. Sevgi… Özellikle karşılıksız olanı, diğer tüm günahların kapısını açan; açıksa da kapatmayan bir lanettir...
Alkışlayın arkadaşlar. Ben doğruları söylediğimde alkışlayın ki ellerinizin bir amacı olmuş olsun. Alkışlayın dedim! Evet, aynen böyle. Hayır, senin alkışlamana gerek yok; yazmaya devam et. Çok fazla amaç da anlamsızlığa yol açar. Anlamsızlıktan nefret ederim.
İlk sahneyi böyle çabuk bitirmiyoruz tabii ki de. Sıradaki suçlu ile devam edelim. Hm... Evet. Sen! İlk başa seni ekleyebilirim. Ağzımı açtığım zamandan itibaren kurallara uyman gerek. Kuralları hatırlıyorsun, değil mi? Hatırlıyorsan başını salla. Çok güzel.
Peki, ismini paylaşmak ister misin? Güzel. Suçlu iki dememe gerek kalmadı o hâlde. Bay Thomas.
Size söz vermeden önce suçunuzu seyircilerime iletmem gerek. Böylece sizin konuşmalarınızdan etkilenmeden önce nasıl biri olduğunuzu daha iyi anlarlar. Evet, sayın seyirciler, bu Bay Thomas. Kendisi küçük ama tehlikeli bir suçu işliyor ve bundan zevk alıyor.
Kendisi görebileceğiniz en cömert insandır. Milyonları vardır ancak kendisine harcama yapmak yerine çevresine savurur bu paraları. Somut bir örnek vermek gerekirse kendisi bisiklete binerken şirketinde onun dışında tüm çalışanların arabaları vardır. Kendisi çer çöp kıyafetler giyerken ofisindeki çaycı pahalı takım elbiseler giyer.
Bay Thomas çevresine dağıttığı paradan o kadar çok zevk alır ki daha çok kazanıp daha çok dağıtmak için şirketini istikrarlı olarak büyütür. Zengin olmanıza gerek yok; Bay Thomas’ı tanıyorsanız onun parası artık sizin de paranızdır.
Bu, kendisine haz veren cömertliği... Onun ne kadar iğrenç biri olduğunun göstergesidir. Evet, Bay Thomas, şimdi seyirci sizi tanıdığına göre konuşmaya başlayabiliriz. Unutmayın, ben soracağım ve siz de yanıtlayacaksınız. Yazman hazır mısın?
— Evet.
Çok güzel, o zaman ilk sorumla başlıyorum, Bay Thomas. Yazman, bunu diyalog gibi yaz.
— Bay Thomas, servetinizi nasıl kazandınız?
— Ben... Bana miras kaldı. Babamdan.
— Sanırım size de sizin gibi cömert birinden kalan bu parayı siz de başkalarına cömertçe veriyorsunuz. Bu doğru mu?
— E... Evet. Doğru.
— Yani biraz önce size itham ettiğim suçları bizzat işlediniz ve inkâr da etmiyorsunuz. Suç işlemekten korkmaz mısınız, Bay Thomas?
— B... Ben suç işlemedim. Yani bu dedikleriniz bir suç değil ki?
— Ah, Bay Thomas, bunların suç olmadığını söyleyerek bunları bilinçsizce yapmış gibi davranmak için biraz geç kalmadınız mı? Biraz önce zaten en baştan tüm suçu kabul ettiniz. Bakın, hem kameralar hem de yazmanımız tüm dediklerinizi kayda geçirdi bile. Üstelik canlı olarak izleyen seyircilerimiz de her şeyi gördü ve duydu. Tabii hâlen suçunuzu hafifletmek için onu kabullenebilir ve bize zaman kazandırabilirsiniz. Şu an herkes sizin ne zaman hak ettiklerinizi yaşayacağınız zamanı bekliyor. Tabii savunma yapmanızı da istiyoruz; böylece mahkememiz gerçekten anlamlı olur. Devam edin, Bay Thomas. Bu sefer bize bunları neden yaptığınızı anlatın.
— Ben insanların maddi sıkıntılar çekmemesini istiyorum. Biz de önceden fakirdik. Bu serveti kolay kazanmadık. Şimdi de diğerleri bizim gibi zorluklar çekmesin diye uğraşıyoruz. Bu nasıl suç olabilir ki?
— Bu, tabii ki de hiç kuşkusuz bir suç. Bay Thomas, niyetinizi iyi olarak göstermeniz suçu hafifletmez. Aksine artık bu suçtan pişman olmadığınızı da biliyoruz. Bu da demektir ki sizi serbest bırakırsak elbet suç işlemeye devam edeceksiniz.
— Ne saçmalıyorsun sen? Suç falan işlemedim ben.
— Bay Thomas, lütfen söz verilmeden konuşmayınız. Size gösteriye başlamadan önce kuralları söylemiştim zaten. İsterseniz tekrar edelim. Yazman, yanındaki kâğıttan üçüncü kuralı okur musun?
— Kural üç: Suçluların, hâkim söz vermeden konuşmaları yasaktır.
— Evet. Unutmayın bu kuralı, Bay Thomas. Aksi hâlde hak ettiğiniz suçun da üzerinde bir ceza alacaksınız. Şu yerde yatan ilk suçluya bakın; cezası oldukça hafifti.
— Özür dilerim. Bir daha olmaz.
— Özür mü? Saçmalıyorsun sen! Seni affetmemi mi bekliyorsun? İğrenç. Çok iğrenç. Bu asla kabul edilemez! Beni kendin gibi bir suçlu mu zannediyorsun sen? Gösterimin ana temasına aykırı bu. Bu sefer için bunu görmezden geliyorum ama sana merhamet gösterdiğim için değil; iğrenç hayatını ve kişiliğini herkesin daha iyi tanıması için. Evet, öyle. Çünkü ben affetmem. Yazman.
— Efendim?
— Şu an seyirciler Bay Thomas'ı tam olarak anlıyor mu sence?
— Hayır, efendim.
— O hâlde bundan sonra bu duyguları da yaz. Bir saniye, yazdıklarına bakmam gerek. Bekle, geliyorum. Hm. Evet. Mesela az önceki Bay Thomas'ın suçluluk psikolojisi ile yutkunmasını da seyirciler göremedi. Burada değilsin de sanki evinden bizi izliyorsun gibi düşün; olayları öyle anlat bundan sonra.
Thomas bu sözlü baskı karşısında yutkundu ve düzensiz nefesleri daha da düzensiz hâle geldi.
— Evet, bak, mükemmel. Seyirciler artık bizi görüyor gibi. Böyle devam et.
— Sizden bahsederken ne demeliyim?
— Güzel soru. Hm... Mr. Mask unvanımı burada kullanmam sanırım en doğru seçenek. Evet, benden böyle bahsedebilirsin.
— Tamam.
— Güzel, hadi devam edelim.
Mr. Mask ağır adımlarla Thomas'a yaklaştı. Thomas, bağlandığı sandalyeden korku dolu gözlerini kendisine dikmişti. Az önceki sert çıkışındaki hâlinden eser yoktu.
— Bay Thomas, size küçük bir anınızdan bahsetmek istiyorum. Bu anı, sizin böbürlenerek kabul ettiğiniz suçunuzun sonuçlarından biri hakkında. Bir gün her zamanki gibi işe yürüyerek giderken yolda ilk defa gördüğünüz bir dilenciye, bir okyanusu andıran servetinizden bir kova su verdiniz. Adam ilk başta şaşkınlıktan ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırdı. Daha sonra ise sizin için değil ama onun için mümkün olan parayı geri alma ihtimalinizden dolayı kutusunu alarak koşarak uzaklaştı. Siz de o kaçarken iş yolunuza büyük bir gülümseme ile devam ettiniz. O adam bu paranın önce doğru olup olmadığını kontrol etti, daha sonra da kendine bir işletme kurarak kendi işinin patronu oldu ve şu an rahat bir hayat sürüyor. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?
— Ben... Ben o an ne kadar verdiğimi hatırlamıyorum. Biraz fazla vermiş olabilirim. Ama ona rahat bir hayat sağlamış olmam kötü mü?
— Tabii ki kötü! Emeği ile üç kuruş kazanan insanlara karşı suç işliyorsunuz. Babanızın ve sizin zorlu hayatınıza karşı suç işliyorsunuz. Göremiyor musunuz? Bu yaptığınız şey size haz veriyor ama iyilik değil bu. Bu saf kötülük. Babanızın kendi sırtından sizinkine yüklediği bu günah sizin sırtınızda ağırlaşmaya devam ediyor. Hissetmiyor musunuz? Kendinize hâlen iyi diyorsunuz ama kötülüğünüzü savunmaya devam ediyorsunuz. Anlamıyor musunuz?
Mr. Mask donuk suratı ile açılmış gözlerini Thomas'a dikmişti. Thomas bu cümlelerden sonra adeta buz kesilmişti. Bir süre yere baktıktan sonra gözlerini tekrar Mr. Mask'a çevirdi.
— Ama ben bunları iyi niyetle yapıyorum. Eğer dediğin gibi bunlar suçsa bile burada suçlu ben değilim. Ben olabildiğince herkesin benim yaşadığım zorluğu yaşamaması için uğraşıyorum. Ayrıca kendi paramla yaptıklarım sadece beni ilgilendirir.
Mr. Mask bu cevap karşısında dişlerini sıktı ve arkasını döndü.
— Öyle mi? Yalnızca seni ilgilendirir ha?
Hızlı adımlarla ileride duran bir ahşap sandığa ulaştıktan sonra iki elini atarak durdu.
— Yazmaya devam et. En önemli sahne bu.
— T... Tamam.
İki elini sandığın içine atarak yeni bir odun baltasını çıkardı ve aynı hızlı adımlarla Thomas'a döndü. Thomas korkudan kendini sandalye ile birlikte kaldırmaya çalıştı ancak başaramadı. Korku dolu gözlerle ağzından şunlar dökldü:
— Ne... Ne yapıyorsun sen? Bırak onu.
— Yalnızca seni ilgilendirirmiş.
— Bak, yapma. Özür dilerim. Bir daha yapmayacağım.
— Özür dileme benden!
Mr. Mask elindeki baltayı kaldırdı ve Thomas'ın sol elinin bağlı olduğu sandalye koluna doğru indirdi. Thomas'ın yüksek çığlığı odada yankılanırken sandalyenin kopan parçası Thomas'ın sol eli ile birlikte yere düştü. Mr. Mask'ın yüzünde korkutucu bir mutluluk ifadesi vardı. Gözlerini o an bağırmaya devam eden Thomas'tan kameralara çevirdi ve yerdeki eli alarak kameralara gösterdi.
— Görüyorsunuz, sayın seyirciler; işte ilk perdemizin ilk gerçek anlamlı anı. Şimdiye kadar sadece bunun için beklediniz, biliyoruz. Eminim milyonlar şu an bu suçlunun cezasına tanıklık ediyordur. Evet, haklısınız. Bay Thomas hâlen diğer eli ile suçuna devam edebilir. Tabii cezadan önce Bay Thomas'tan son savunmasını alalım. Bay Thomas, yaptıklarınız ve sonuçları hakkında güncel fikriniz nedir?
— Beni bırak. Al. İstediğin kadar al. Bütün hepsini al. Parayı istemiyorum. Lütfen sadece beni bırak. Getir kâğıdı, hemen imzalayayım.
— Görüyorsunuz. Bay Thomas suçunun farkına varmış ve bu iğrenç paralardan vazgeçiyor gibi. Ancak bu suçu işlediği gerçeğini maalesef değiştirmiyor. Ayrıca bu kirli paraları bana vererek suçuna ortak etmeye çalışıyor. Böyle insanların hak ettiği şeyi artık biliyorsunuz.
— Lütfen. Hayır. HAYIR! YAPMA. DUUUR!
Mr. Mask tekrar kaldırdığı kanlı baltayı bu sefer Thomas'ın sağ eline indirdi ve daha yüksek bağırışlar eşliğinde el yere düştü. Mr. Mask kana bulanmış yüzü ile kahkahalar atarak Bay Thomas'ın sandalyesini tekmeleyip onu geriye düşürdü. Bay Thomas biraz çırpınıp debelendikten sonra yavaşça durdu ve hareket etmeyi kesti. Mr. Mask yüzünde bir çocuğun gururlu gülümsemesi ile kameralara döndü.
— İlk perdenin sonuna geldik. İzleyen ve tanıklık eden herkese teşekkür ediyorum. Alkış seslerinizi kulaklarımda duyabiliyorum.
Mr. Mask kameralara eğilerek selam verdikten sonra kameraların arkasındaki bilgisayara giderek onları kapattı.
— Şimdi yazmayı bırak, bana yardım etmen gerek.
— Tamam. Geliyorum...