← BÖLÜMLER

Bölüm IV – Kontrol

"Muratı çok düşünmem seni sıkmamalı." -Elif Yılmaz

Su ne kadar güzel bir şey. Hayır. İçtiğim sudan bahsetmiyorum. Çoktan içtim onu. Gökyüzünden damlacıklar hâlinde gelen sudan bahsediyorum. Evet! Yağmur yağıyor!

Sesi dinginlik veriyor bana. Burası biraz ıslandı aslında ama yine de yağdığı için mutluyum. Keşke şu an sıcak bir kahve olsaydı; yağmuru dinlerken sıcak koltuğumda, battaniyemi üzerime atmış, kitap okuyor olurdum.

Annem, her gün olduğu gibi bana fazlaca yüklenen ve aksattığım işler için beni azarlar. Sırf bulaşıkları yıkamadım diye kitap keyfimi bölüp bana ne kadar tembel ve işe yaramaz olduğumla ilgili uzun bir konuşma yapardı. Tabii ki bir kere başladığından, o sıkılıp bitirene kadar ne yaparsam yapayım dinleti sonuna kadar devam ederdi.

Buna mecburdu; çünkü ben zaten sabah bir kere yıkamış olmama ve ben kirletmememe rağmen yine de kirlenmişti. Belki bir misafir gelmişti, belki de abim, var olduğunu sandığı yüksek yemek becerilerini (tabii ki daha çok etrafı kirletme becerisi bu) yalnızca kendine yetecek bir yemekle kullanmış ve temizliği de bana kalmıştı.

Eh, birçok kez abimin bulaşıkları neden yıkamadığını ona sordum. Ancak vereceği cevap hep benim aleyhime olduğundan, her seferinde bu sitemim yalnızca bu nasihate yeni konular eklenmesi ve uzaması ile sonuçlandı.

Eğer senin de benim gibi bir ailen varsa, yaşadıklarımı kesin yaşamışsındır.

Bugün dinleti yok. Yalnızca hafifçe yağan yağmurun sesi ve ıslanan yerin soğukluğu var.

Sanırım yağmur, onun iyi olduğunu söylediğimi duydu ve bir süredir yavaşça şiddetini artırarak devam ediyor. Bütün bu suyun ziyan olması ne üzücü. Onu toplayıp sonra kullansak fena olmazdı; uzun bir süre su sorunumuz olmazdı. Bütün bu su, Murat’ın bulunduğu boşluğa akıyor ve oradan da bir delikten toprağın derinliklerine gidiyor. Murat nasıl acaba?

“Murat!”

“Efendim, abla.”

“Nasılsın canım?”

“İyiyim ama üşüdüm.”

“Su üstüne gelmiyor değil mi? Dikkatli ol, ıslanma. Üşütürsün sonra.”

“Su deliğe gidiyor, abla. Kuru burası ama üşüdüm.”

“Biraz sabret canım, yağmur durunca güneş çıkar, ısınır burası.”

“Ne zaman duracak?”

“Yakında canım, yakında.”

Tabii ki “yakında” ne zaman bilmiyorum ama yakında, yeterince ümit verici ve susturucu bir yanıt. Murat’a su gelmemesi iyi; orada ıslanıp üşütürse onunla ilgilenmem mümkün değil.

Evet, tam da istediğim gibi. Murat, tüm delikleri büyük moloz kayaları ile kapattı ve su birikiyor. Bolca suyumuz var artık, yaşasın! Bir saniye… Murat’ın olduğu yer ya su ile dolarsa?

“Abla!”

“Efendim, Murat?”

“Suyu ne zaman kapatacaksın?”

Kapatmak mı? Yağmuru nasıl kapatabilirim ki? Yağmur durmazsa orası su ile dolup taşar.

“Murat! Çabuk, kayaları kaldır. Su ile dolacak orası.”

“Kayalar suyun altında kaldı ama.”

“Olsun. Kaldır çabuk onları!”

“Abla, su artıyor. Kapat suyu, ayaklarım ıslandı.”

“Murat, kaldırsana kayaları. Suyu kapatamam. Yağmuru nasıl durdurayım?”

“Yakında duracak dedin, abla ama durmuyor bu.”

“Murat, cevap vermeyi bırak artık. Yapsana dediğimi.”

“Abla, su çok arttı. Dizlerime geldi.”

Murat beni niye dinlemiyor? O kayaları kaldırmazsa su altında kalıp boğulacak.

“Murat! Kaldır artık kayaları. Bak, yağmur hızlanıyor. Acele et!”

“Bunlar çok ağır, abla. Kaldıramıyorum.”

Doğru ya… O ağır taşları nasıl kaldırsın? Benim çabuk bu üstteki delikleri kapatmam gerek. Böylece su içeri girip oraya dolamaz.

“Canım, merak etme. Kapatıyorum suyu hemen.”

“Abla, su belime geliyor. Acele et.”

“Tamam! Tamam.”

Önce şu büyük olan… Şimdi şu küçük olan. Neden bu kadar boşluk var burada? Yağmur hızlanıyor; çeşme gibi akacak neredeyse. Bak, oldu işte. Hızlandı yine. Hadi, kapanın delikler.

“Abla, su çok arttı. Abl…”

Ya işte oldu. Murat suyun altında kaldı. Hadi, kapanın artık. Olmuyor, kapanmıyorlar. Yağmur hâlâ hızlanıyor. Dur artık. Durun! Durun! Dinlesene beni. Dur artık. Dur! DUR! DUUUR!

“DUUUR!”

“Abla… Elif abla, iyi misin?”

Ne? Niye yatıyorum ben? Delikleri kapatmam gerek. Su hızlanacak.

“Murat’ım, merak etme. Kurtaracağım seni.”

Hadi, kapanın. Hadi… Çok delik var. Bunları kapatmadım mı ben?

“Abla, ne oldu?”

“Murat, merak etme. Bak, durdurdum sayılır.”

İşte bu delik de bitti. Hadi, hızlanmadan şu deliği de kapatırsam olacak.

“Abla… Kabus mu gördün?”

İşte durdu. Sonunda! Bir saniye… Murat benimle mi konuştu?

“Murat?”

“Abla, korkuyorum. İyi misin? Kabus mu gördün?”

Kabus mu? Az önce yaşadıklarım… Rüya mıydı? Yağmur hızlanıyordu. Murat suyun altında kaldı. Ama Murat az önce konuştu benimle. Biraz bana müsaade edebilir misin? Kendimi anlamaya çalışırken bir de sana anlatmak yeterince zor. Biraz yalnız kalıp her şeyi anlamam gerek.

“ABLAAA!”

“Ah, affedersin Murat. Kabustu. Evet. Kötü bir kabus.”

Sadece kötü bir kabus.