← BÖLÜMLER

Bölüm III – İlk kırılma

"Sadece bir yudum istedim." -Elif Yılmaz

“MURAAAAT!”

“Su!”

“Çok şükür. Murat, iyi misin ablacım? Neden cevap vermiyorsun? Endişelendirdin beni.”

“Su ver abla, susadım.”

“Tamam canım. Bekle, hemen gönderiyorum. Al, sarkıtıyorum bardağı. Dikkat et, düşürme!”

Binlerce kez şükürler olsun. Bir an gerçekten bir şey oldu sandım. Sen de eminim öyle sanmışsındır. Neyse ki ikimiz de yanıldık ve hâlâ Murat’ım iyi durumda.

“Bitti abla, bardağı çek.”

“Tamam canım. Nasılsın? Dün yine kabus mu gördün, gece bir şeyler söylüyordun?”

“Annemi gördüm. Bana yemek yapıyordu. Sonra çukura düştüm ben. Gece uyandım, sonra annemi özledim. Annem neden bizi çıkarmıyor buradan? Abimi söyleyeceğim ona. O da onu kapatsın çukura.”

Açıkçası Murat’ın dediklerinden bir şey anlamadım ama buradan çıkma konusunda ona katılıyorum. Birileri bizi buradan çıkarmaya hâlâ gelmedi. Neredeyse dört gün oldu. Acaba henüz çalışmalara başlamadılar mı? Ya da herkesi çıkardılar ve bizi burada yalnız mı bıraktılar?

Belki de uzun zamandır bu yüzden çığlık duymuyorum. Çığlık atanları duyup kurtardılar ve bizi, sırf ses çıkaracak gücümüz kalmadığı için burada ölüme terk edip gittiler. Ama onlar bizi bıraksa bile annem, Murat’ı ve beni burada asla bırakmazdı. Gerekirse tüm ekipleri buraya toplar ve bizi çoktan çıkarırdı.

Aslında onların ölmüş olabileceği gerçeği sürekli aklımda ama hâlâ bir şekilde içimde, onları tekrar göreceğime dair bir umut var. Sanırım gerçekleri öğrenene kadar bunu asla kendime kabul ettiremeyeceğim.

Kafamda sürekli o gece… O gece televizyona çıkacağım güzel an geliyor. Ne kadar da mutluydum. O hâlimi, şu anki hâlimi görse ne kadar üzülürdü.

Bazen senin de beni anlamayacağını düşünüyorum. Ne de olsa sadece yazdıklarımı okuyup belki birkaç dakika üzgün oluyorsun; daha sonra okumayı bırakınca eski güzel hayatına geri dönebiliyorsun. Belki de anlattıklarımdan ve acılarımdan etkilenmiyorsun bile.

“Abla, beni dinliyor musun?”

Murat ne zamandır sesleniyor?

“Efendim Murat, söyle dinliyorum.”

“Acıktım ben.”

“Tamam canım, bekle, hemen veriyorum.”

Oldukça az tüketiyoruz ama şimdiden ekmeğimizin yarısı tükendi bile. Ben yalnızca günde bir lokma ile sınırladım kendimi. Murat’a gelince, neyse ki fazla yemek yiyen biri değil ama günde birkaç lokma yemesi stokumuzu bir hayli zorluyor.

Ona bunu söyleyemem tabii ki. Bu kadar derdin arasında bir de fazla yemeğimiz yok deyip onu endişelendirmek istemiyorum. Keşke deprem çantasını yanıma almak aklıma gelseydi. Aslında depreme oldukça hazırlıklıydık. Her sene okulda deprem tatbikatları yapılıyordu ve böyle durumlarda panik yapmamam gerektiğini de öğrenmiştim ama Murat’ın sesini duyduğumda aklımdaki her şey bir anda dağılmıştı.

Ne annemin çığlıkları, ne anneannemin inleyişleri, ne de banyodaki abimin boğuk bağırışı… Sanırım bir tek babam, yapması gerekeni yapıp güvenli bir yerde saklanıp başını korumuştu.

Seni çok mu boğuyorum? Duygularımı bu ara pek kontrol edemiyorum, kusura bakma. İstersen konuyu biraz neşeli hâle getirmek için sana ailemden biraz bahsedeyim.

Tamam. Hazırsan, önce en sevdiklerimden başlayayım.

Babamın azıcık canına düşkün olduğunu fark etmişsindir ama bu gayet doğal; her insan biraz öyledir. İllaki cesur olacağız diye bir kural yok sonuçta. Babamın en sevdiğim özelliği, para yönetim şekli aslında. O, her şeyin hem kalitelisini hem de en ucuzunu ister ve her zaman da bulur.

Ondan bir şey istediğimde asla hayır demez; yalnızca biraz bekletir ki kendi istediği fiyatta ve benim istediğim kalitede olanı bulana kadar. Bir keresinde bir elbise beğendim ve ona gösterdim fakat fiyatı çok pahalıydı. Bir ay boyunca beni bekletti. Doğruyu söylemek gerekirse, o zamanlar babamın ya unuttuğunu ya da ucuzunu bulamadığı için unutmuş gibi davrandığını sandım. Ama o, yarı fiyatına gösterdiğimin daha kalitelisini bularak hem yeteneğini hem de beni ne kadar düşündüğünü bir kez daha gösterdi.

Onunla her zaman gurur duyuyorum ve her zaman da duyacağım.

Anneme gelelim. Annem de babamın bu yeteneklerinden etkilenmiş ve onunla öyle evlenmiş. Kendisi sık sık babamla kavga eder ama kavganın sonu sürekli tatlıya bağlanır. Çünkü babam, bir kadının kalbine giden yolları çok iyi biliyor.

Abim ise para yönetimi konusunda babama biraz benziyor ama kazanma konusunda pek başarılı değil. Ayrıca huysuzluk konusunda evde kimse onun eline su dökemez. Nerede bir anlaşmazlık varsa illaki orada o vardır.

Kardeşim Murat ise onun aksine dünyalar tatlısı. O kadar masum ve temiz duruyor ki… O beyaz tenini, mavi gözlerini, kahverengi saçlarını görünce melek zannedersiniz.

Evet, şimdi ise o tatlı melek, bu enkazın altındaki boşlukta, belki de gerçekten melek olma yolunda ilerliyor.

Buranın nasıl bir yer olduğunu aklında canlandırabiliyor musun? Öncelikle, eğer aklında oda gibi büyük bir boşluk varsa yanılıyorsun; burası oldukça dar ve ayakta duramayacağım kadar da alçak. Yani daha çok oturarak ve emekleyerek hareket ediyorum ve çoğu kasımın uyuşmaması için sık sık hareket ettirmek zorunda kalıyorum. Ama bir süre sonra yürüyemeyecek kadar kaslarımın uyuştuğunu hissediyorum.

Buranın zemini de düşündüğünden daha biçimsiz. Merdivende olduğumu hatırlıyor musun? Evet, burası deforme olmuş bir merdiven ve uzanmak veya dinlenmek için kesinlikle önermem. Karanlık konusunda ise gündüzleri küçük boşluklardan güneşin loş ışığı buranın nemini ve soğuğunu bir nebze alıyor ya da ben öyle hissediyorum. Burası her zaman nemli ve soğuk galiba.

Evet, doğru gördün; zaman atlamaları için bu noktaları katıyorum. Böylece sana bir şeyleri anlatırken sürekli aynı ana sıkışıp kalmayız. Ayrıca sen de benim bir süre geçtikten sonra tekrar yazdığımı fark edebilirsin.

Şu an yazmamın sebebi, yaptığım bardağın suyla dolması sevincimin, bardağı almak için elimi uzatıp düşürdüğüm için yok olması ve bir süredir kendi kendime ağlıyor olmam ve biraz moral için sana yazmaya karar vermem. Bu suyu kaybettiğim için önümüzdeki sırama kadar su içemeyeceğim.

Bazen keşke Murat buraya gelmese de tek başıma burada kalsaydım diyorum. Böylece Murat olmazdı ve onun yerine de suyu ben içiyor olurdum. Ama yemeğim de olmazdı. Murat’ın aldığı ekmekler olmasa burada açlıktan kırılıyor olacaktım.

Ağlamaktan boğazım ağrıdı. Acaba Murat’ın suyundan bir yudum alsam fark eder mi? Yalnızca bir yudumdan bir şey olmaz, değil mi? Murat iki defa bardağı düşürmüştü ve ben de sıramı ona vermiştim. Ona suyu döktüğümü söylesem, sırasını bana vermez mi? Bardağın yarısı dolu aslında; şimdi içip sonra sorduğunda su yavaş akıyor desem inanır bence. Yalnızca bir seferlik. Kendimi biraz düşünmeye hakkım yok mu?

Burada uzun zamandır kötü zamanlar geçiriyorum; bence bir ödülü hak ediyorum. Onca iyi şeyden sonra beni maruz görebilir misin?

Bil bakalım ne oldu? Hayır, tabii ki bu kötü düşüncelerle kendimi kandırıp o suyu içmedim. Bunu Murat’ıma asla yapmam. O suyu dökmem, Murat’ın boşluktan aşağı bırakırken karanlıktan göremeyip tutamadığı dökülen sulardan farklı; bu tamamen benim hatamdı ve sorumluluğu bana ait.

Şu an Murat suyunu içtiğinden o kötü düşüncelere dönme endişem kalmadı. Bu yüzden rahatça yazabiliyorum. Murat suyu içerken borudan akan yedi damlayla ağzımdaki kuruluğu bir nebze giderebildiğim için biraz mutluyum.

Şimdi biraz uykum var. Şu bardağı aldıktan sonra biraz uyuyacağım. Sadece senin de içini rahatlatmak istedim. Görüşürüz.