"Murat bardağı attığımda 2 kez yere düşürürdü." -Elif Yılmaz
Tekrar merhaba. En son sanırım olay anını anlatırken, tekrar o şokun ağırlığını hissedip, gereksiz bir yerde, olayın en can alıcı noktasında kısa keserek sizi yalnız bırakmıştım.
Evet, o günden itibaren sanırsam iki gün geçti. Burada bir saatim yok; o yüzden bulunduğumuz mezara gelen ışık huzmelerini gündüz, alacakaranlığın içinde yanıp sönen beyaz ışıkları da gece olarak varsayarak günlerimizi sayıyoruz. Olay gününden bugüne üç buçuk gün oldu. Bu uzun üç buçuk günü sizin için birkaç satırla özetleyeyim.
Olay gecesi mahsur kaldığımızda, ikimiz de panik ve korku içerisinde yardım için çığlıklar atıyorduk. Evet, normalde benim biraz cesur davranıp kardeşimi sakinleştirmeye çalışmam gerekirdi. Hatta biraz önce size kendimi cesur göstermek için öyle demeyi düşündüm ama babamın da kendini nasıl gösterdiği geldi aklıma. O da kendini cesur gösterip, cesur olması gereken yerde korkuyla saklanacak bir yer aramıştı.
Ne yaparsın, ben de babamın kızıyım sonuçta. O durumda cesur olmak bir yana dursun, Murat yorulup sustuktan sonra bile ben ağlamaya devam ediyordum. Kardeşim yorgun olduğu için beni sakinleştirme çabasına girmedi ama eminim biraz daha devam etseydim, aklındaki ilk şey beni sakinleştirip susturmak olurdu.
Ben nihayet ağlamaktan yorgun düşüp artık sessizce kabullenmeye çalışmaya başladığımda Murat, “Abla, çıkar beni buradan,” dedi. Ağlarken de benzer şeyler söylemişti fakat bu sefer gerçekten cevap bekliyordu.
Tabii ki onu oradan çıkarmam mümkün değildi. Ben burada bir boşluktaydım ve o da benim altımda, başka bir boşlukta kalmıştı. Merdivenler, binanın geri kalanına göre biraz daha sağlam olduğundan bu boşluklar oluşmuştu. Ancak bina bodrum katının üstüne çöktüğü için ikimiz de burada mahsur kalmıştık.
Aramızda, iki boşluğun arasında kafam kadar bir aralık vardı. Fakat bu aralık benim bulunduğum yerin zeminine, Murat’ın ise tavanına denk geliyordu ve onun ulaşamayacağı kadar yüksekteydi.
Küçük Muratım da bunun abimizin kötü oyunlarından biri olduğunu ve oyun bitince çıkacağımızı söyledim. İlginç bir şekilde buna gerçekten inandı ve ara sıra, “Abi, çıkar artık; sıkıldım oyundan,” diye tekrarlamaya başladı.
Buraya daha alışamadan sorunlar baş göstermeye başlamıştı bile. Ama anlatmadan önce söyleyeyim: ne kadar şanslı… Yani, bulunduğumuz durum için ne kadar şanslı olduğumuzu anlatamam.
Öncelikle, hatırlarsan Murat ekmek almaya gittiği için elinde dört ekmekle kapıya gelmişti. Bu ekmekleri, ne kadar burada kalacağımızı bilmediğimiz için oldukça idareli kullanıyoruz. Yani yemek sorunumuz şimdilik hâlen yok sayılır.
Su sorununa gelirsek, nasıl olduğunu hiç bilmediğim bir şekilde bir borudan damla damla su akıyor. İçini yontarak birkaç yudumluk bir bardak hâline getirdiğim taş yarım günde doluyor ve kardeşimle ben, eğer dikkatli olursak, su sorunu da nispeten çekmiyoruz.
Hmm… Şu ana kadarki tüm olan biteni anlattım sanırım. Ama henüz ikinci kısımdan, benim hayatımı anlattığım bu deneme son mu bulacak? Hayır! Ben okurlarımı böyle kısa ve anlamsız bir hikâye ile bırakırsam, hikâyem basılmak bir yana dursun, belki de daha yayımlanmadan ilgiyi kaybedip unutulacak. O zaman ben seninle asla tanışmamış olacağım.
Bu benim için ne kadar kötü biliyor musun? Burada tek tutunduğum şey, bu nereden geldiğini bilmediğim defter ve içindeki kalem. Konu bulamadığım için kendimi yazdığım bu öykücüğün insanlara ulaşarak yaşadıklarımı hissettirmesi ve eğer bana burada bir şey olursa bile beni hatırlamaları.
Boğazım kurudu. Normalde evde olsam günde bir bardak su anca içerdim ama şimdi günde iki bardak gerçekten çok az geliyor. Sudan bahsedince daha çok susadım ama su sırası Murat’ın.
Murat’ın… Murat demişken, uzun süredir sesini duymadım. Acaba nasıldır şimdi?
“Murat!” Uyuyor sanırım. Dün gece geç uyudu. Gece suyumu içmek için uyandığımda sesini duymuştum. “Anne,” diye sayıklıyordu.
Annemin ve diğerlerinin durumlarını bilmiyoruz ama yerin altında kalan kısmının üzerindeler sanırım. Üçüncü kattaydık normalde ama ilk iki katın çöktüğünü düşünürsek artık birinci katta bir evimiz var ve eğer buradan bir şekilde çıkmayı başarırsam, bir sonraki depremde pencereden atlayarak kurtulabilirim.
Acaba sen hiç deprem yaşadın mı? Yaşadıysan ve sağ salim kurtulduysan ne güzel. Benimle birlikte burada çok fazla insan enkazın altında kaldı. Büyük bir kısmı deprem anında canından oldu, bir kısmı ise bizim gibi enkazın altında kaldı ama kalanların da birçoğu muhtemelen hayatını kaybetmiştir.
İlk gün bolca çığlık duyuyordum ama şimdi yalnızca gece fener ışıkları etrafta dolanırken birkaç cılız ses duyuyorum. Ya enerjileri artık bağıramayacak kadar tükendi ya da hayatta değiller.
Murat hâlen niye uyanmadı?
“Murat!” Normalde Murat’ın uykusu hafiftir, çok sık uyanır. Neden böyle yapıyor ki acaba?
“Murat! Ablacım, uyan artık.”
Niye cevap vermiyor ki? Enerjisi kalmamış olmalı. Uykusu da ağırlaşmış. Evet, yoksa çoktan uyanırdı.
“MURAT!” Neler oluyor ya. Murat iyi mi acaba?
“MURAAAT! Uyan artık, korkutuyorsun beni!”
Lütfen benim gibi kötü şeyler düşünme; ona bir şey olmadı. Daha dün akşam konuşuyordu, kendi kendine sayıklıyordu. Yorgunluktan bayıldı. Evet, öyle oldu. Umarım öyle olmuştur.
“MURAAAAT!”